Ay, gökyüzünden her gece bize gülen yüz. Ne kadar güzel gülüyor değil mi? Her şekli ayrı bir güzel. Hilal, yarım ay ve dolunay... Ay o kadar etkilemiş ki insanları tarih boyunca çocuklarımızın isimleri bile 'Ay' ile başlar olmuş. Şimdi burada bir çok isim sayabilirim size ancak konumuz o değil. Asıl konu aşk! Hem de ne ilk aşk! Hatırlıyor musunuz ilk aşkınızı? İlk okulda mı, yoksa ortaokulda mı? Benim hatırladığım kadarıyla ilk okuldu. Tabi aşk denilebilirse... Aşk demiyelim bence. Çocukluğun güzelliğe karşı  vermiş olduğu o duygulara aşk denilemezdi. Belki pek çoğunuz itiraz edeceksiniz. Haklılık payınız var elbette. Ama aşk, bir insanın kalbinden vurulması değil midir? Beni çocukluğumda vuramamıştı kalbimden aşk... Hatta lise de de vuramadı. Bir ara çok yakınından geçti ama nasip değilmiş işte... Beni kalbimden kim mi vurdu? Orada bir durun işte! Söylemek isterim ama daha çok erken. Yalnız şunu söyleyebilirim. Ay gibi yüzü olan. Ay ışığı gibi gözleri parlayan yani kısaca Ay’a benzeyen biri... Belki de o yüzden kaybetmiştim  Ay'ı, şehrin o karanlık gecelerinde. Tam bir ay gökyüzünde o bu şehirde yok diye tam bir ay, Ay'a hasret kalmıştım. Bazen insan Ay'a o kadar hasret kalıyor ki, Astronot olup Ay'a çıkası geliyor. Siz siz olun kıymet bilin kaybetmeden Ay'ınızı...
Not: Lütfen  Ayı ile Ay'ı karşıtırmayalım!