21. yüzyıl, başlamadı; 21. yüzyılı İslâm başlatacak...
Toplum olarak, geleceğimizden, hatta yarınımızdan bile emin değiliz.
Kaygılıyız. Geleceğe, biraz kuşku, biraz da korkuyla karışık bir öz/güvensizlikle bakıyoruz. Günü kurtarmakla meşgulüz. Art arda yaşadığımız “doğal” ve siyasi-kültürel şoklar, depremler, anormallikler, kendimize olan güvenimizi, geleceğe güvenle bakabilme melekelerimizi ve enstrümanlarımızı her geçen gün daha bir yok ediyor gibi.
Her ne suretle olursa olsun, her “kriz durumu”, beraberinde “yeni arayışlar”ı da getirir. Yaşanan krizlerin büyüklüğüyle orantılı olarak “uzun soluklu muhasebeler” yapmaya icbar eder herkesi.
Şu an işte böylesi bir “hesaplaşma”, geleceğe bakma, bir gelecek tasavvuru geliştirme noktasında duruyoruz.
Bugün 18 yıl önce yayımlanan bir yazımı sizlerle yeniden paylaşıyorum.
AYAĞIMIZI “BULUNDUĞUMUZ YER”E SAĞLAM BASMAK...
Geleceğe bakabilmemiz için, “sağlam bir yer”de duruyor; “ayak”larımızı, “bulunduğumuz yer”e sağlam basıyor olmamız gerekir. Ancak görünen o ki, biz, bulunduğumuz yerin ne/resi olduğunu bile tam olarak bilemiyoruz.
Tarihimiz, hafızamız, kültürümüz, anlam haritalarımız sürgit yok edilmeye, yok sayılmaya çalışıldığı için, nereye basabileceğimizi de, nereye doğru yürüyeceğimizi de, dolayısıyla yürüyüşümüzü engelleyebilecek “duvar”ları nasıl aşabileceğimiz de kestiremiyoruz.
Ama biz tarih yapmış, tarihe yön vermiş bir toplumuz. Bu, inkarı mümkün olmayan bir gerçek.
Bu gerçeği “göz önünde bulundurduğumuz” sürece, yaşadığımız sorunları anlamlandırabilmenin ve aşabilmenin; dolayısıyla geleceğimize yön ve şekil verebilmenin yollarını........Yazının Devamı İçin
